Düz yokuşun sakinleri

Kulaklarına fısıldanan sesleri en çok duyan, içlerinde biriken zehri farkına varmadan ekip biçenlerin hikâyeleri…

Göbeğim büyümüş iyice. Her şeyi karnımda toplamışım. Bütün o özlediklerim, özendiklerim. Bıktıklarım, biriktirdiklerim. Hepsi dert olmuş. Karnımda. Perdenin arkasından sokağa bakıyorum. Dışarda gürül gürül akan bir dünya, bensiz. Herkes bir yerlere gidiyor. Telefonlar ellerinde. Ya konuşuyor, ya mesaj yazıyor ya da fotoğraf çekiyorlar. İnsanları var. Ben evde tek başıma.

Hayatın yokuşu kaderdendir. Kimine düz, dertsiz olan sokak kimine alabildiğine dik bir yokuştur. Gözünü yokuşun başına dikmezsin, başını eğersin yıldırmasın diye, dayanabildiğim kadar dayanayım diye, gücüm yettiğince sürdürebileyim diye, başını eğer, katlanmanın bir yolunu ararsın.

En çok biriktiren, en çok gölgelerine, gölgelere sığınanların… Kulaklarına fısıldanan sesleri en çok duyan, içlerinde biriken zehri farkına varmadan ekip biçenlerin hikâyeleri…

İçe dönük, hayatlarının kıyılarında kalmış, bırakılmış, yaralı, yaralarını kimseye göstermeyen hüzünlü kadınların hikâyeleri. Belleri bükülürken gölgelerinin biriktirdiği karanlık yanlarını taptaze taşıyanların…


 

Berin Aral

Unutmadığım ilk film ‘Dönüş’tü.

İlk defa Adana’da şimşeklerle yağan yağmurlara ve gök gürültüsüne bağlandım.

İlk okuduğum büyüleyici kitap ‘Pal Sokağı Çocukları’ydı.

Hemen sonra okuduğum en şahane roman ‘Don Quijote’ idi.

Kendi başıma planladığım ilk yolculuk Viyana’ydı.

Satın aldığım ilk plak Nina Simon’undu.

Yazdığım ilk şey kendi kendime kederlenmelerimdi.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü’nü 1988’de bitirdim. Sonrasında hep sevdiğim işler yaptım, annelik de buna dâhil. Çocuklarım Can ve Billur doğduğundan beridir hayat daha anlamlı ve sevecen.

Son yıllarda öykü ve roman çalışıyorum, en sevdiğim iş bu oldu.

Hibya Haber Ajansı

Okunma